Bir Çiçek Uzat Kendine 

Şöyle oluyor mu sizde de..cevabını bildiğiniz sorular..duymak istemediğiniz gerçekler …nasıl incineceğinizi bildiğiniz için ya duyarsam diye kulağınızı kapama hissi..oluyor demi kaça bildiğinizce kaçma çabası…yüz yüze gelmek istememeler …kulak ardı edip unuttum havaları ..yok canım yemezler 🙋🏻 aklının kalbinin bir köşesi hep meşgul aslında ..Tabi hepsi aynı derecede olmaz hissettiğin kaygı üzerinden geçen zamana göre bile değişir elbet .Ama bil ki senin o duymazdan geldiğin gerçek seninle geliyor…İtiraf et hadi önce kendine sadece sen olamazsın bu hatayı yapan ,bu yanılgıya düşen sesli sesli söyle ama kulağında duysun ağzından dökülen kelimeleri..Ve sonra affet kendini..Ve kendine bir çiçek uzat yaşayacağın güzelliklere…

Bir Hafta Sonu daha geçti..

Hafta sonu gezimizle ilgili çok sorular geldi..İzmir’de yaşayıp ta..Bu haftasonu ne yapsak diyenler için bize göre mükemmel bir deneyim..Cuma gecesi çok sevdiğimiz arkadaşlarımızla bişeyler yapalım dedik muhabbet güzel olunca geceyi uzattık biraz Ve haliyle geç yattık ..Geç yatınca da on bir gibi falan uyandık bir termos çay demledim..Kahvaltılık peynir 🧀 zeytin falan aldık ki yanımıza zaten geç kaldık bari yolda kahvaltı yaparak vakit kaybetmeyelim dedik..Saat 12 gibi yola çıktık dediğim gibi yolda hiç oyalanmadan bizim Kezban’la cam açık püfür püfür yolculuktan sonra Uşak ili Ulubey ilçesinde bulunan Ulubey Kanyonu’na ulaştık…ABD deki Arizona Eyaleti sınırları içersinde bulunan Büyük Kanyon dan sonra dünyanın en büyük 2. kanyonuymuş.Bugüne kadar bilinmeyen kanyon, Ulubey Çayı ve Banaz Çayı boyunca devam eden bir ana kanyon ile buna bağlanan onlarca büyük yan kanyonlardan oluşuyormuş..Ulubey çayı, bütün kanyonu adeta saklı bir cennete çevirmiş inanın izlediğiniz manzaraya hayran kalacaksınız..

Ulubey Kaymakamlığı tarafından 2015 yılında hizmete açılan Kanyon Cam Teras Park yapılmış ki kelimenin tam anlamıyla anlatılmaz yaşanır…Bu tadına doyamadığımız manzarayı içimize çektik ve Uşak İline doğru yola çıktık.Manisa Kula istikametine dönmüştük ki Ezo Gelin Restaurant bizi kollarını açmış bekliyordu..Yemek gelmeden önce gelen balon ekmeği peyniri tereyağı birde keşkeği vardı ki daha onların tadını çıkarıyorken ana yemekle zirveyi buldurdular bize..Tatlısı Gül tabağı içinde muhteşem türk kahvesi sunumunun da tadını çıkardıktan sonra Kula’ya doğru yola çıktık.

Kula’ya doğru yol alırken sağ tarafta Kula Peribacaları levhasından dönüyoruz..Bazı gezginlerin Kapadokya’ya benzerliğinden dolayı Kuladokya olarak isim verdikleri o muhteşem doğa oluşumlarıyla karşı karşıyayız..Fotoğraf tutkunları için muhteşem manzara Doğa tutkunlarına benzersiz keyfi yaşatan bu güzellikleri izlemeye doyamadık !Bizimle beraber bir aile daha vardı gezen cumartesi oluşundan mı daha henüz farkedilmediğinden mi sakin sessiz huzurlu bir yer…..Ve yolumuza Uşak’a geçerken gördüğümüz aaa buradaymış mı dediğimiz dönüşte mutlaka uğrayalım dediğimi Tapduk ve Yunus Emre ‘nin türbesini ziyaret etmek için yola çıkıyoruz.Ve o muhteşem kahverengi tabelaları takip ederek yine Kula’nın Gökçeören köyünde yer alan türbeye ulaşıyoruz..

“Bu kağıt parçası için mi beni gül yüzünden mahrum etmek istiyorsun ” dediği ve şeyhinden ayrılmak istemediği divanındaki şiirlerinden anlaşılmaktadır.Böyle söyleyen Yunus Emre’nin şeyhinden başka bir yere gömülmesi düşünülebilir mi ?Tabi ki düşünülemezdi ki dahası var..

Koyun yatayım şeyh eşiğinde

Dönmezdim şeyhimden, ne döneyim

Yunus Emre, şeyhine yıllarca hizmet etmiş, ona bağlı, sadık bir mürit olarak kalmış.Hayatta en çok sevdiği şeyhine karşı gösterdiği hürmeti, fani alemde de göstermek, bu saygıyı ebediyete kadar devam ettirmek için, Yunus Emre türbenin içerisine girmemiş ve mezarının şeyhinin türbesinin önünde yapılmasını vasiyet etmiş.. ((Şeyhimi her ziyarete gelen, benim bağrıma basarak türbeye girsin. Şeyhimin yanın¬da ben bir hiçtim. Fani alemde de yine onun yanında bir hiç, bir kul olarak kalmak isterim” demiş. Bu sebeplerden dolayı Tabduk Emre için büyük ve güzel bir türbe yapıldığı halde Yunus Emre için ayrı bir tür¬be yapılmamış, Yunus Emre’nin mezarı kapı eşiğine yapılmıştır…

Dualarımızı ettikten sonra Salihli’ye doğru yola çıkıyoruz..

Ne görelim bir kahverengi levha daha bizi çağırıyor..

 Batı Anadolu’yu hakimiyeti altına almış bir imparatorluğun başkenti, sikkenin doğum yeri ve adı hayal bile edilemeyecek zenginlikle özdeşleşen Krezüs’ün (Karun) vatanı olan Sardes kapılarını açmış bize gitmemek ziyaret etmemek okur muydu tabi ki olmaz dı 

Salihliye kadar gelipte akrabaları ziyaret etmemek olur mu ta bi ki hayır…Hele bir de muhabbeti şeker güler yüzlü Ve muhteşem yemekler yapan bir yengeyse elleri öpülmez mi .Öpülür..Gidin..Gezin.Görün..

Buda Zeyno’nun selamı 🙋🏻

Bir Fotoğraf Albümün İlk Sayfası


Sabahın köründe yada beklenmedik bir zamanda çalan telefon ve kapı zilleri oldum bittim sevmemişimdir.Sınav zamanları ders çalışmak için çok erken bir saate ayarladığım cep telefonumun sesi de ,soğuk düş etkisi yapar bende.Altı yaşında falandım her fırsatta kendimi köyde anneannemin evinde bulduğum yaşlar daha.Kağıda kale düşkünüm yine o zamanlar dedemde bari birşey öğrensin diye vermiş kağıdı kalemi elime okula gitmeden öğretmiş okuma yazmayı .O akşam ki ödevimde evdeki herkesin adını ve yaşını yazmak,o günkü defterimde fotoğraf albümünün ilk sayfası,acele ediyorum da bir yandan dedem gelmek üzere çünkü.Garip bir sessizlik var evde her zamankinden farklı..Sonra biri sesleniyor kapıda karşı komşular gelmiş karı koca elele tutuşmuşlar üstlendikleri görevin ağırlığını hafifletmek için olsa gerek.Kaza geçirmiş Halil diyorlar.Ondan sonrası bende belli belirsiz .. 

Ölümün ne demek olduğunu kavrayamayacağım yaşlardayım..Hatırladığım büyük nenemin “Halilimin bastığı yerler ” diye diye yaktığı ağıtlar..Alnına tülbenti bağlamış ağlayan anne annem..Haberi alır almaz köye ağıtlar yakarak gelen annem..Ve anlamsız bakışlarımı farkedip daha fazla etkilenmemem için beni kendi evine kaçıran komşu teyze..

Sonradan anlatıyor annem zamansız çalan telefonda onu köye çağıran sesi ..

İşte bu yüzden zamansız çalan telefonları ,kapı zillerini oldum bittim sevmemişimdir…

Bir fotoğrafın hikayesi !!


Yıl 1978 !! İzmir’in bir dağ köyünde yaşamakta olan zeynep sultan yine kendi gibi bir dağ köyünde yaşayan akrabası ile evli bir yakınına ziyarete gider.. kafaya koymuştur artık bir sahil kasabasında memurluk yapan daha henüz yirmibeşinde oğlunu (babam olur kendisi) everecektir..

Sorar eltimm dediği bakiye sultana” var mı sizin burda helal süt emmiş bir genç kız ” der..bakiye sultan köyde sözü Naz’ı geçen düğün derneklerde darbukası ve türküleri le herkesin kalbinde özel bir yere sahip olan biridir…aklına gelir hemen köyün ilkokulunda yazın açılan dikiş nakış kursu öğrencilerinin o senenin hatırası olsun diye çekildiği bir fotoğrafı uzatır “bak bu fotodaki herkes bekar ” der …zeynep sultan tam ortada uzun boyuyla ilgisini çeken genç kızı selvi boylum diye sevdiği oğluna beğenmiştir.” Bu der gösterir bakiye sultana önce bi hafif Gülümser bakiye sultan sonra gururlu bir edayla abimin kızı bu der …

Ve İlk görüşte etkilendiği ve sıksık o zamanlarda tuttuğu günlüğüne ayşem diye dolu dolu bahsettiği mahcup kızımızla sözleri kesilir …altı ay nişanlı kalırlar ..öle köyde buluşmak etmek Yok zaten ..ki bunun annem ( ayşe ) altı ay nişanlı kaldıkta Altı ay buluşmadık sözüyle perçinler…

79 yılının aralık ayında köyün adetleriyle kendilerine en yakışan düğünle evlenirler ….

İşte bu fotoğrafın hikayesi bazen bakar geçersinde bazen de alır götürür seni bir fotoğraf kırk sene geriye !!!

O güldü bende güldüm ..

O güldü bende güldüm …
Bir çocuğu gülerken izledin mi hiç …seni göreli daha iki dakika olmuşken onu mutlu ettin diye boynuna sarılıp Gülümsedi mi…unuttuğun oldu mu gündelik telaşlarını gözlerin dolarken şahit olduklarına iyi insanları gördükçe daha bir umutla baktın mı yaşamaya…

kendisinin içi giderken kardeşim pembeyi çok sever diye bakarken kendi pembişlerini görünce yüzündeki o gülümseme var ya anlatamam ki ben şimdi sana bunu ….

Elinden gelse dünyaları serersin de önüne koskoca dünyada bir kum tanesiyken birgün dahi olsa bir çocuğu mutlu edebilmek benimde telaşım bu … 

o güldü bende güldüm …

Babam ve Ben

Önce kendi ile başbaşa kalabilmeyi öğrenmek lazım, dış dünyaya kapalı olmak belli bir süre ,sonra ne mi oluyor dökülüp gidiyor …kalbinden kaleme…Yazıp yazmamakta gidip geldiğim bir yazı vardı hep aklımda ..ta ki bugün bir dostumun bana gönderdiği mesajı alana kadar ne diyordu mesajda … bir şiirdi bu şöyle ki

Veda

“Sizin hiç babanız öldümü 

Benim bir kere öldü ,kör oldum

Yıkadılar ,aldılar götürdüler 

Babamdan ummazdım bunu kör oldum ”

Cemal Süreya

Evet oda benim gibiydi göz göze geldiğimizde gözlerimizin kendiliğinden dolduğu ,aynı duyguları belli Aralıklarla yaşadığım bir dostumdu..en çok onla konuştum ve iki dostum daha vardı ..ilk zamanlarda özellikle onların yanında paylaşıyordum duygularımı ..çünkü sadece onlar anlarmış gibi geliyordu.. ki hala aynı duygulardayım..yanılıyor olabilirim ..elbet ama hissettiğim bu …

Yine bir arkadaşıma kendimi açabildiğim bir sohbette kendisi bir psikolog (belki de bu yüzden )…kendimi kendimin bile anlamadığım dönemimde bana faydası olabileceğini umduğum için açmıştım kendimi…saatlerce konuşmuştuk o gün.. kulağımda o sözleri hala çınlar…

 Önce İnkAR edeceksin ..

Evet Ettim … 

evliyim tedavi sırasında gelip gidiyorlardı annemle babam ..güçlüydü benim babam hastalığının ve tedavinin müsade ettiği zamanlarda güveni hep tamdı..”bi şu sesim açılsa derdi” hep için için onu yiyen ve onu alıp gidecek olan misafire rağmen ..misafir diyorum çünkü birgün gideceğine hep inandım… Urla’da yaşıyorlardı annemle babam dediğim gibi gidip geliyorduk Urla bizim ev arası.. -istemem gelmeyin ..-gerek yok götürmeyin diye bizi defalarca fırçalamasına aldırmadan ..zaman zaman kendinin gidip geldiği bile oldu inadını kıramadığımız zamanlarda ,seviniyordum aslında bomba gibi benim babam, diyordum bak kendi gidiyo geliyo diyordum..kuş olup kanatlanıyordu kalbim ..yani bu gidip gelmeler dışında Urla’dalardı gidiyorduk geliyorduk onlar oradaydı …ilk zamanlar yine ordalar diye düşündü Zihni’m inkar etti ..hastaneden –yıkanmaya-mezalıkta üzerine toprak atıp vedalaşmış olmama rağmen …

Neydi devamı Pişmanlıkların olacak… 

evet pişman olduklarım oldu …

..her insanın sevgisini gösterme şekli başkadır kendinizden eşinizden kardeşiniz anneniz babanız neyse çevrenizde ki insanlarda da göZlemlemişsinizdir mutlaka ..ben uzaktan severim sarılıp öpmelere gerek duymadan bakışımla sözümle hissettirmeye çalışırım hep babamla da ilişkim böyleydi uzaktan fakat samimi sarmaş dolaş değil belki ama sıcacık …birbirimizin gözlerine bakarak konuşurduk çoğu zaman …keşke dedim keşke sarılsaydım öpseydim dedim evet yoğun bakımda kaldığı odada son gördüğümde ona hissettirmeden ellerini sevmiştim keşke öpseydim dedim …

Dedim de zaman geçtikçe ben buyum dedim babamın o misafirle gideceğini hiç düşünmedim ki daha fazlasını yapma gereği duymadım ki zaten biliyordu babam sonra şüphelenmezmiydi n’oluyo demezmiydi … son içtiği meyve suyunu annem uzattığında istemem demiş önce annem zeynep içsin diyo deyince bir yudum içen babama nasıl olurdu da alışkın olmadığı gibi davranırdım bu onun daha çok gücüne gitmezmiydi giderdi …işte bu yüzden pişman değilim artık son ana kadar -hastane odasının kapısında kalp masajı yapıldığını gözlerimle şahit olduğum anlarda bile o misafirin onu alıp gitmeyeceğine inanan bana- Yakışmazdı….

Ve sonuncu Kabulleneceksin dedi…

ilk günler sabah uyanıp rüya mı diye içimin titrediği dönemlerden bu günlere …en zoru da bu ..aklına düşüyo ve o an gerçekle yüzyüzesin …evet babam artık Yok ..bir duble rakı içemeden geçen son bir yılın acısını eşimle babama kaldırarak kadehi geçiriyorum zaman zaman… babam duysa mutlu olurdu dediğim şeyleri yapıyorum sıklıkla…annemi günde on defa arıyorum en az -hastalığı öğrendiğimiz ilk günün akşamı şaşkınlıktan aptala dönmüş zeynoya bakıp annenize iyi bakın dediği de hep kulaklarımda-

İlk duyduğum günün gecesinden bu güne kadar ve hala devam eden bir alışkanlık edindim bir de dua ediyorum hergece Gücüne inandığım bir dua var onu okuyorum ..burdan sonraki ömründe huzurlu olması için …


Evet…KABULLENDİM 

Eh be dostum naptın sen bana bu gece demiyorum iyi ki her zaman yaptığın gibi dokundun yüreğime …

Bir dostumdan daha bahsetmeden geçemeyeceğim ki onunla bakışmadan bile dolar gözlerimiz …şaşardım ona bu acıyı yaşamadan önce ..nasıl oluyorda derdim nasıl oluyorda olaylara bu kadar soğukkanlı bakabiliyor..hafif nemlenir gibi olurdu da gözleri ağlayacakmı diye içine içine bakardım gözlerinin ama belli etmezdi ..

Allah beterinden korusun diye başlamak istiyorum cümleme tabi..insan yüreğini yakan bir acı yaşadığında olaylara bakışı gözden geçirişi daha bir başka oluyormuş şimdi bende öyleyim daha bir GüÇlendim sanki ..

Ve yine o dizelerle veda edicem

Veda

“Sizin hiç babanız öldümü 

Benim bir kere öldü ,kör oldum

Yıkadılar ,aldılar götürdüler 

Babamdan ummazdım bunu kör oldum ”


“Sizin hiç babanız öldü mü 

Evet Benim bir kere öldü..

beni hiç şaşırtmadı son ana kadar teslim olmadı babam …

yine gitmezdi de yenik düştü…

Sevgilerimle




Sabır & Zaman

“Dayanabileceğimizi sandığımızdan daha fazlasına dayanıyoruz…” demiş sevgili Frida ne güzel de söylemiş öle bende şuraya bir özlü söz koysam hatırlayan olur mu beni yıllar sonra düşünüyorum hayır 😳 bu sözü her duyduğumda … bi an vardır ya …herkesin başına gelmiştir tahminimce ..aklından kötü bir şey geçirirsin de dile bile getiremezsin korkarsın “tövbe tövbe ” dersin de bi su serpersin yüreğine …o hiç akla gelmeyen akla geldiğinde ürküten şeyler var ya başa gelince dayanılıyormuş kabullenilebiliyormuş insan içini sızlatan hisleri …burada da devreye giren senin elinden tutup hooop kaldıran iki şey varsa bunlardan biri SABIR diğeri de ZAMAN